atatürk

Anı 1

Şemsi Efendi mektebine giderken altımıza şalvar giyiyorduk. Üzerine de kuşak sarıyorduk. Bu saçma kıyafetin beni ne kadar sinir ettiğini tahmin edemezsiniz. Ben o zamanlar üniforma giymeye özeniyordum. Askeri Rüştiye’ye başlayınca okulun resmi üniformasını giydim. İşte o zaman kendi benliğimi buldum.

 Anı 2


Okulda öğretilen matematiği kısa sürede kavrıyordum. Hatta öğretmene yazılı olarak soru soruyordum. O da bana cevap veriyordu. Soru çözmeyi çok seviyordum. Bir zaman geldi matematik hakkında öğretmenler kadar bilgi sahibi oldum.

Bir gün öğretmen kendisine yardımcılar seçeceğini söyledi. Bu yardımcılar dersleri iyi olanların arasından seçilecek ve diğerlerine ders çalıştıracaktı. O gün ben böyle bir işe meyletmedim. Fakat daha sonra yaşıtım birinin hem de benden daha az bilgili birinin bana ders çalıştırmaya kalkmasına dayanamadım. Öğretmene bu işe gönüllü olacağımı söyledim. Benim matematiğim çok iyi olduğu için beni ders çalıştırıcı olarak seçti. Bundan sonra daha önceden bana matematik dersi anlatan kişiye ders vermeye başladım.

Matematikte iyi olduğum için benimle aynı ismi taşıyan matematik öğretmenim bir gün:

 “Evladım, senin de ismin Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalı, bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun!” dedi.


One thought on “Atatürk’ün Okul Anıları

  1. ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ARKADAŞIM HALİT

    Babam Ali Rıza Efendi kereste tüccarlığı yaptığı için, Selanik dışında çalışıyormuş. O zamanlar anneme Üftade adında siyahi bir kadını yardımcı olarak tutmuş. Daha sonra ben dünyaya gelmişim. İki ay sonra Üftade’nin bir yeğeni doğmuş. Adını Halit koymuşlar. Yaşımız gelince bizi Mahalle Mektebi’ne yazdırdılar ama ben bir süre sonra oradan ayrılıp Şemsi Efendi Okulu’na geçiş yaptım. ( O zamanın ilkokulu ) Halit ise, Mahalle Mektebi’ne devam etti.

    Böylece aradan birkaç yıl geçti. Bir gün Halit yanıma gelerek, efendi ve köle kelimelerinin anlamını sordu. Ben, insanların köle olarak kullanılamayacağını ve her insanın bir başkasının değil, sadece kendisinin efendisi olabileceğini söyledim.

    Bunun üzerine Halit, sen gel bunları arkadaşlara anlat. Tenim siyah olduğu için, kendilerinin efendi, benim ise, köle olduğumu söylüyorlar, dedi.

    Hangi arkadaşların Halit, sınıf arkadaşların mı? diye sordum.

    Evet, sınıf arkadaşlarım, dedi.

    Bak Halit, dedim, yarın bizim öğretmen izinli, okula gitmeyeceğim. Sınıfınıza gelir arkadaşlarınla konuşurum. Olur mu?

    Halit, olur, dedi.

    Ertesi gün Mahalle Mektebi’ne gittiğimde Halit’in ikinci dersten sonra ortadan kaybolduğunu öğrendim. Çok aradık Halit’i bulamadık. Ancak akşamüstü eve geldi. Anlattığına göre, köle olmasını ve her dediklerini yapmasını isteyen arkadaşlarından kurtulmak için, mektepten kaçmış ve Selanik dışına çıkmış. Daha sonra benim dediklerimi hatırlamış ve kendisinin efendisi olduğu için, geri gelmiş.

    Halit’e arkadaşlarıyla konuştuğumu ve efendi, köle gibisinden iki kelimeyi bir daha kullanmayacakları sözünü aldığımı söyledim.

    Halit bir daha Mahalle Mektebi’ne gitmedi. Annesi onu Şemsi Efendi’nin laik okuluna yazdırdı. Halit bizim sınıfa geldi. Fikirler ve düşünceler hür, kelepçe yok. Herkes kendi fikrinin efendisi, köle yok.

    Aradan günler geçtikçe Halit bir açıldı. Durgun, düşünceli Halit gitti, neşeli, hareketli Halit geldi. Derslerine çok çalıştı. Mahalle Mektebi’ne giderken sınıfın en tembeli Halit, Şemsi Efendi Okulu’nda sınıfın çalışkanları arasına girmeyi başardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir