atatürkün hayatı

Atatürk’ün hayatı özet halinde bu makalede yer almaktadır. Atatürk’ün hayatı uzun veya Atatürk’ün hayatı kısaca diğer makalelerde anlatılmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk Rumi 1293 yılında gerçekleşmesi nedeniyle “93 harbi” olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbinden hemen sonra 1881 yılında Selanik’te dünyaya geldi.

Selanik, 93 Harbinde oldukça fazla toprak kaybeden Osmanlı İmparatorluğu için Balkanlarda kalan son üslerden birisiydi.

Kendilerinden önceki kardeşleri çocuk yaşlarda ölen küçük Mustafa anne ve babası için göz aydınlığı olmuştu. Hacı Sofi ailesinden gelen annesi dindar bir hanımdı ve hayatta kalan tek oğlunun dini usullere göre eğitim almasını istiyordu. 93 harbine katılan babası Ali Rıza Bey ise Osmanlı İmparatorluğunun acziyetini yakından idrak etmiş biri olarak yetenekli ve zeki olduğunu keşfettiği evladının büyünce büyük bir devlet adamı veya komutan olmasını istiyordu.

Atatürk hatıralarını anlatırken çocukluğu ile ilgili ilk ve en önemli anısının anne ve babası arasında yaşanan “Mustafa’yı hangi okula gönderelim ?” tartışması olduğunu nakleder.

Annesi dini eğitim veren mahalle okuluna gitmesini isterken babası fen bilimlerinin de öğretildiği Şemsi Efendi Okuluna göndermeye niyetliydi. Evvela annenin istediği oldu, Mustafa mahalle hocasının eğitim verdiği okula başladı, fakat bir süre sonra bir bahane ile o okula gitmek istemediğini söylemedi. O da babası ile hemfikirdi. Bu nedenle ilkokulu Şemsi Efendi Mektebinde okudu.

Ailenin Mustafa’dan sonra Makbule adında bir de kızları olmuştu. Fakat kendi yağıyla kavrulan çekirdek ailenin mütevazi mutlulukları uzun sürmedi. Ali Rıza Bey memuriyetten sonra ticareti denemiş, işleri aksayınca çalışamaz hale gelmişti. Daha sonra Atatürk henüz çocuk yaşta iken babası yakalandığı amansız bir hastalıktan kurtulamadı ve 1890 yılında vefat etti.

Geliri olmayan bir aile için şehirde yaşamak mümkün değildi. Zübeyde Hanım çaresizce çocuklarını alıp köydeki erkek kardeşinin yanına yerleşti. Mustafa dayısının mütevazi çiftliğinde zamanını köy işlerini yaparak geçirirken annesi onun eğitimi için endişeleniyordu. Tek oğlunu gurbete göndermek istemediği için oğluna özel ders verdirtmeye çalıştı ama taşıma suyla değirmen dönmüyordu. Sonunda çok istemese de oğlunun Selanik’e gitmesine razı oldu. Burada halasının yanında kalan Mustafa Mülkiye Rüştiyesine yani ortaokula gidiyordu.

Bu okul Osmanlı eğitim sisteminin çürümüş, hatta küflenmiş olduğunun belirtilerini taşıyordu. Kalem yerine sopa ile eğitim verilen bu okul Mustafa’ya göre değildi. Öğretmeni ile tartışınca önceden beri aklında olan şeyi yaptı ve askeri okul sınavlarına girdi. Annesi oğlunun asker olup diyar diyar gezmesini, savaşlara katılmasını istemiyordu ama askeri okul sınavlarını kazanıp Askeri Rüştiye’ye kaydolan evladına karşı çıkamadı. Bu okul Atatürk’ün fıtratına uygun bir yerdi. Derslerini seviyor ve sıkı çalışıyordu.

Çok geçmeden sınıfında sivrildi ve öğretmenlerinin dikkatini çekti. Artık sınıf arkadaşlarına ders verecek kadar bilgili bir öğrenciydi. Ona “Muallim Mustafa” lakabı takılınca Matematik öğretmeni Mustafa Efendi hem başarılı öğrencisine jest olsun hem de kendi ismi de Mustafa olduğu için karışıklık yaşanmasın diye Mustafa’ya Kemal adını taktı.

Mustafa Kemal’in başarılı bir okul hayatı oldu. Rüştiyeden sonra Manastır Askeri İdadisi, daha sonra da İstanbul Harb Okulu’nu bitirerek teğmen oldu. Onun idealleri oldukça yüksekti askerlikte yükselmek için Harp Akademisinde okudu.

O yıllarda yükselişte olan İttihat ve Terakki Fırkası’na katıldı ve aktif olarak rol aldı. Zamanın padişahı 2. Abdülhamid’i tahttan indiren “Hareket Ordusu”nda kurmay başkanı olan Atatürk sonraki yıllarda İttihat ve Terakki Fırkasının ileri gelenlerinin maceraperest ve menfaatperest tutumları yüzünden Fırka’dan soğudu.

Balkan Savaşları, Trablusgarp Savaşı ve 1. Dünya savağına katılan Atatürk’ün o yıllarda gösterdiği en önemli başarı Çanakkale Savaşında Conkbayırı Mevkiinde İngilizlerin ilerleyişini durdurmasıdır. Bu vaka savaşın akıbetini değiştirmiş ve neticede düşmanlar Çanakkale Boğazını geçememişlerdir.

Kabiliyetleri ve namı saray tarafından da anlaşılan Atatürk henüz padişah olmadan evvel veliaht Vahideddin Efendi’nin yaveri yani sağ kolu olmuştur.


1.Dünya savaşının kaybedileceğinin anlaşıldığı bir zamanda padişah Mehmed Reşad vefat etmiş ve 1918 yılında yerine Vahideddin Efendi geçmişti. Böylece Atatürk’ün saraydaki konumu da güçlenmiştir. Fakat Padişah Vahideddin’in Mondros Ateşkes antlaşmasının imzalanmasına göz yumması ve padişahın eniştesi olan Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın ülkeden ziyade kişisel çıkarlar ve makamı koruma amaçlı politika izlemesi Atatürk ile Vahideddin arasında soğuk rüzgarlar esmesine sebep olmuştur.

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi ve tahtını riske etmemek için işgalcilere karşı pasif davranan Vahideddin’in tutumu yaveri Mustafa Kemal Paşa ile arasının açılmasına sebep olmuştur.

İşgal kuvvetleri ise işgal karşıtı ayaklanmaların bastırılması ve Mondros Antlaşması gereğince silahlarını bırakması gerekirken emre itaat etmeyen vatanperver paşaların ikna edilmesi için Mustafa Kemal Paşa üzerinden bir planı devreye sokmaya karar verdiler. Plana göre Padişahın en yakın adamı yani yaveri Mustafa Kemal Paşa’ya üst düzey yetkiler verilip ikna için elçilik yaptırılırsa paşalar ordularını dağıtacak ve işgal kuvvetleri yurdumuzda istedikleri gibi at koşturabileceklerdi. Bu yüzden Padişah’tan bu yönde bir talepte bulundular. Padişah Vahideddin hem düşman kuvvetlerine yaranmak hem yurttaki karışıklığı önlemek için Mustafa Kemal’in üst düzey yetkilerle Anadolu’ya gitmesine razı oldu.

Atatürk ise ayağına gelen bu fırsatı iyi değerlendirdi, padişahın veya düşman kuvvetlerinin piyonu olmak yerine elindeki yetki belgesini bağımsızlık mücadelesi başlatmak için araç olarak kullandı.

1919 Mayıs’ında Samsun’a varan Mustafa Kemal işgal karşıtı örgütlenme ve tam bağımsızlık mücadelesi başlatınca henüz ordularını bırakmamış paşalar ve Anadolu halkı ona tam destek verdiler.

Osmanlı sarayı Atatürk’ün yaptığı bu manevra nedeniyle onu hem askerlikten attı hem de gıyabında idama mahkum etti. Onun başlattığı bağımsızlık hareketi hem düşmanları yurttan kovmak, hem de mevcut iktidara alternatif bir yapılanma idi. Bu nedenle Padişah Vahideddin elindeki imkanlarla bunu engellemeye çalıştı.  İtilaf devletleri ise kendileri aleyhine olmadığı müddetçe Osmanlı İmparatorluğu’nun ve hilafetin sonunu getirecek bu harekete karşı çıkmayacağını gizli yollarla bildirmişti. Çünkü Osmanlı Devleti ve hilafet ortadan kalkarsa işgal ettikleri petrol yataklarının Müslüman halkını kendilerine karşı ayaklandıran bir unsur kalmayacaktı.

Mustafa Kemal’in yönettiği bağımsızlık hareketi başarılı oldu. Karşılarında dirayetli bir güç gören İtilaf Devletleri doğrudan savaşmak yerine çeteleri ve ayrılıkçı unsurları kullanmayı yeğlediler. İngilizler Yunanlılar’ın Anadolu’yu işgal etmesini sağladılar. Fakat Atatürk Hem Yunanlılar’ı hem de ayrılıkçı unsurları tek tek temizledi.

Atatürk’ün hayatında beş önemli dönüm noktası vardır. Birincisi Mülkiye Rüştiyesinden ayrılıp Askeri Rüştiye’ye kaydolmaktır. Böylece ona askerli yolu açılmıştır. İkincisi 19 Mayıs 1919’da Samsun’a giderek Milli Mücadeleyi başlatmaktır. Böylece ona Türk Milletine önderlik etme yolu açılmıştır.

Üçüncüsü ise 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması. Böylece yeni bir devlet kurmayı başarmıştır.

Dördüncüsü ise en yakınlarına bile zor izah edebildiği 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıdır. Böylece bir imparatorluk resmen yıkılmış, Cumhuriyete giden yollar açılmıştır.

Beşincisi ve belki de en önemlisi ise 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıdır. Cumhuriyetin rejiminin kurulması Atatürk’ün hayatının belki de en önemli dönüm noktasıdır.

Atatürk bu tarihten sonra hayatını eski imparatorluğun çürümüş köklerini tamamen ortadan kaldırarak Batı Medeniyetini esas alan modern bir devlet kurmaya adadı. Dine ve vicdani duygulara saygılı oluğunu her fırsatta vurgulayan Atatürk, devlet işlerinin ise seküler yani din ile ilişkilendirmeden yürümesi gerektiğini düşünüyordu. Bu kapsamda dini makamları, dini kurumları kaldırdı, hukuk ve eğitimden dini konuları çıkarttırdı. Fakat dini ve halkın inanışlarını göz ardı etmedi, Halifeliğin kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü dini işlerin bir düzen çerçevesinde yürümesi ve inançların istismar edilmemesi için Diyanet İşleri Başkanlığını kurdu.

Atatürk’ün hayatının belki de en acı zamanları milli mücadele zamanlarında aynı davaya baş koyduğu insanlarla karşı karşıya gelmek zorunda kalmasıdır. Yüzyılların Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması ve genç bir devletin doğması ile neticelenen milli mücadele dönemi aslında bir devrimdir. Ve bilindiği üzere her devrim evlatlarının başlarını yemiştir. Bu sebeple vatanın kurtuluşu için Atatürk’ün yanında yer almış, canını, malını, itibarını özetle her şeyini ortaya koymuş bir çok kişi görüş ayrılıkları veya başka sebepler yüzünden Cumhuriyet döneminde itibarsızlaştırılmış, eşkıyalarla birlikte İstiklal Mahkemelerinde yargılanmış, sürülmüş, pasifize edilmiş veya idam edilmiştir.

Vatanı düşmanlardan ve eşkıyalardan temizleyen, eski zamanların kötü alışkanlıklarına ve anlamsız tabularına son veren Atatürk yaptığı inkılaplarla genç Türkiye Cumhuriyetini muasır medeniyet seviyesine çıkarmaya çabalamıştır. Bu inkılaplardan birisi lakapların, ve Osmanlı zamanından kalma ünvanların kaldırılarak soyadının getirilmesidir. Soyadı Kanunu ile aldığı “Atatürk” soyadı ona duyulan saygı nedeniyle başka birine verilmemektedir.


One thought on “Atatürk’ün Hayatı Özet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir